Salı, Mayıs 6

happily ever after?

masallar böyle biter: ve sonsuza dek mutlu yaşadılar. masal bu ya, bizi en güzel noktada bırakır, oysa gerçek hayatta bu noktadan sonra aşağı yuvarlanma, yeniden yukarı çıkma, daha kötü düşme ve sonu gelene dek bir iniş çıkış vardır. pamuk prenses büyük ihtimalle keşiften keşife koşan prensince saraya kilitlenmiş, uyuyan güzel artık ayakta uyumaya başlamış, külkedisi efendi köle diyalektiğini antetli bir kağıda geçirmiştir. onlar muradına ererler, gerisi bizi ilgilendirmez. ama murat dediğin ne kadar sürer? evlilik olmayacak duaya amin demek midir, insanın hala iyimser olabileceğinin bir kanıtı mıdır? tarım toplumuna geçerken toprağın babadan oğla geçmesini garanti altına almak için icat edilen evliliğin çokuluslu şirketlerin yönettiği bir dünyada babadan oğla hiçbir şey geçmezken hala sürdürülmesi saçmalığın daniskası mıdır? bu zamanda çocuk evlenmek için yeterli bir sebep midir? aşkımız ve gerçeklerimiz değişse de birbirimizi hala sevebilir miyiz? aşk mümkün müdür, sevmek söz vermek midir?

sabah uyandığında kocasının hangi gömleği seçeceğini doğru tahmin etmeyi romantik bir şey sanan didem evlilik dönemecinden bildirdi.

Cuma, Mayıs 2

prolonging the magic

- aşk mümkün mü?
- her kuşun eti yenmez bebeğim.

uslanmaz bir pozitif düşünce insanı.

bir tılsımı olmalı hayatın. genç kızların telefon bekleyişlerinde vardır o tılsım. birbirleriyle fısıl fısıl konuşmalarında:
- önce elimi tuttu, sonra yavaşça kendisine doğru çekti...
o sırdaşlık. o iki sırdaş arasındaki on altı, on yedi yaş konuşmaları... hayatın tılsımı tıp tıp tıp attırır yüreklerini; kahkahaları başka türlü, saç taramaları başka türlü; anneyle ortak, babaya söyledikleri yalan başka türlüdür.
***
ya delikanlıların henüz bir yıllık tiryakiyken, efkarlı içtikleri ilk paket. bir şey oturmaz içlerinde. bir kız seviyorlardır. gerçi kız da seviyordur kendilerini. ama... hayatın bir tılsımı vardır o "ama"da... yüzde yüz kendilerinden geçerek bakarlar gerçekten sevdiklerinin yüzlerine... öylesine bakarlar ki, bir daha hiç öyle bakamayacaklardır.
***
genç kadınlar hep o tılsımı ararlar, kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde. ve bir kere o tılsım kayboldu mu, ipi kopmuş bayraklara döner bütün günler. gün pörsür, güneş pörsür, gece pörsür. buruşuk bir can sıkıntısı kaplar da kaplar saatleri...
***
ya erkekler... kaybetmeye görsünler o tılsımı. rakı şişeleri biter de, doldurmaz o tılsımın boş bıraktığı yeri... kumar bir tılsım dopingidir. birikmiş ihtiraslarla, çözülmeyen tuhaf bıkkınlıkların kendisini vurmasıdır deste deste kartlara...
***
bir tarihte monce carlo'daydım. pırlantalar içindeki ihtiyar kadınlar, sarkık gerdanlarıyla hayatlarının son tılsımını arıyorlardı yeşil çuhalarda...
bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi, zaptedilmeyen bir aşk aranışı gibi, kaptırıp kendini şiirler yazmak gibi, bir kadehi fırlatıp aynalara, gecenin büyüsünde çıldırmak gibi...
***
böyle bir tılsım yoksa... isteksiz isteksiz oluyorsan tıraşı; bir küf bağlamışsa bütün heyecanlarını; bir şey demiyorsa sana güney amerika'nın gerillosları, bir çıplak kadın vücudu düşünmüyorsan en ciddi konferansta ve bir anda çalıştığın yerden istifayı basıp çekip gitmek gelmiyorsa içinden... bir kapı önünde tozlu bir paspas bile olamazsın.
***
bu tılsımın alevlerinde çıkılır tepesine everest'in... bu tılsımda yanar söner kandilleri ilk defa baş başa kalınmış gecelerin. bu tılsımda koklarsın ayaklarını kucağına aldığın ilk çocuğunun... bu tılsımda:
"gel, gidip çekelim be", vardır.
bu tılsımda sevdiğin evin duvarına bir resim asma vardır.
bu tılsımda bir kadının kendi göğüslerini yalnızken seyretmesi, bir erkeğin merdiven çıkan bir genç kızın bacaklarına hafifçe bakması vardır...
***
cenaze törenlerinde bir ütü geçer bu tılsımın üstünden... bir sarı, çenesi bağlı, ince vücut uzanır tabutun içine... ve o dostun değil, yaşarken gördüğün kendi ölündür. biraz da kendi ölünün peşinden gidersin tanıdık cenazelerinde... ve çekersin içini:
- hayat, dersin.
- sıra yavaş yavaş hepimize gelecek, dersin.
- daha geçen hafta bizdeydi, dersin...
hele tabut inerken mezara... ne de zor gelir oraya inmesi!.. hele son kürek topraklar atılırken...
bir ütü geçer tılsımın üzerinden...
***
derken daha hızlı yaşamanın motorları çalışır birden; elenir pişmanlıklar, toplumun baskıları, ödenmeyen borç, gizli çapkınlığın vicdan azabı, küçülür de küçülür gözlerinde...
yeniden daha güçlü başlar yaşamanın tılsımı...
***
çoraplarını yavaş yavaş çıkaran bir çift beyaz bacak oynaşır gözlerinde.
sinemada yumruğu en hızlı vuran kovboy sen olursun.
kanunsuz bir grev barikatında ilk kurşun senin alnına çarpar.
sonra dans edersin kumsallarda... deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir. bir şeyler süzülür ve erir kıyılarda...
***
yaşantının özündedir bu tılsım.
bir defa kayboldu mu, sahipsiz kalmış yırtık terliklere döner saatler. bir gizli kırgınlık dolaşır çevrendeki gözlerde:
- mıymıntı herif sen de...
***
sönen tılsımlar başka tılsımları da söndürmeye dönüktür. yanan tılsımlar başka tılsımları da parlatmaya...
ve bilemedikleri bu hain oyunun içine düşünce kadınlar, nasıl da başlarlar şikayet etmeye...
- ömrümü çürüttün...
- ...
- eskiden böyle miydim ben...
- ...
- öf aman ağırlığın çöküyor üstüme...
bir kıvrak giriş beklerler kapıdan. bir el tutuşta şıraklayan bir şehvet kamçısı. bir içten gelen övgü. ve ılık ılık çözülürken, nazlanarak gerinmek isterler:
- hişt olmaz şimdi...
***
böyle bir tılsımı vardır hayatın. bu tılsımla çekilir tetiği mavzerlerin. bu tılsımla çıkılır dağlara. bu tılsımla, haydi yürüyelim artık dersin, on binlere...
***
bunları tatmamışsan, ayda hiç değilse üç defa dünyanın anasını bir pula satmamışsan, kızıp vurmuyorsan yumruğunu masaya ve bir zindan parmaklıklarına dokunmuyorsa ellerinin gölgesi ve bir de sevdiğin bir kadının çıplak omuzlarına... ulan o zaman niçin geldin hayata?
ay başını düşünüp, bayramda tebrik yazmak için mi? yoksa benim gibi, bir akşamın karanlığında, bir koltuğa oturup bu tılsımların yandığı ışıklara bakarak, kendi kendine ağlar gibi gülümsemek için mi?

ç.altan

Salı, Nisan 29

hadi ordan canım!



ev kadınlığını -ki bu durumda evdeki fahişeyi- yüceltmek dönem dönem reklamlarda tırmanıyor. bu reklam da beni dehşete sürükledi, portre edilen kadınlar üst orta sınıf, zengin kocayı kapmış (kim kaybetti siz buldunuz?) ve çalışmamayı tercih etmiş, saçlar fönlü elbiseler kabarık. hayatı ise monoton olamaz perdesi var çarşafı var havlusu var kızın allahaşükür. böylece superstructure ne durumda görmüş oluyor ve domestik hayaller kuran her kadına kapitalizme hizmet etmesi için yalvaracak hale geliyorum. erkek mi egemen kapitalizm mi? bunalıma girmemek mümkün değil. kullanılan şarkı ise ayrı ironik - fame, i am gonna live forever - evimde mutluyum ben. hadi ordan canım.

Pazartesi, Nisan 28

vize alacaklara önsöz

1-telefonla randevu alma bence yıldırma çalışmalarının ilk basamağı. geçen pazartesi özlem hanım kızımızla konuştuk, kendisi işinin hakkını veren bir insan: ancak yapay zeka olmaya yaklaşmış mucizevi bir beyin bu kadar seri, eksiksiz ve hatasız konuşabilirdi. ama malesef ben monoton konuşulunca refleks olarak dinlememeye başlıyorum. seneler önce toefl yaparken de listening bölümünü dinleyememiştim sıkıntıdan.
sabredin, görüşme en fazla 20 dakka sürecek ve randevuyu alacaksınız.
2-evrak toplamak. bir yere gitmeye karar vermeden önce bunu düşünüp yılmak çok mümkün. sizin ülkenize yerleşmeyi düşünmüyorum, bak burda malım mülküm işim annem babam sevgilim ve bir de babamın banka cüzdanı var. ne kadar para harcamayı mı düşünüyorum, haha çok tatlısınız.
3-randevu günü. bugüne psikolojik olarak hazırlanılmış olunmalı, b vitamini takviyesi yapıp çelik gibi sinirlerle koyun gibi güdüldüğümüz vize bölümüne gidilmeli. gittiğim konsolosluğun vize bölümü tamamen toplama kampı havasında dizayn edilmişti, özellikle de kraldan çok kralcı memurla görüştüğümüz oda, tıpkı bir gaz odası. şaşırtmalı sorular, tekrar edilen sorular, evraklar sonuna kadar bakılmadan sorulan sorular. bunlara evde çalışın.
4-vizenizi alın ve bir sonraki vizeye kadar alnınızdaki terleri silin.

Cuma, Nisan 25

ceymi




şurda müzik zevki olan bi kaç kişiyiz, onlardan 2si ellerinden öpmeye yanına gelio ceymiciğim, yavrucuğum, fıkır fıkır fıkırdama gel bana gel.

klip muhteşem olmuş, at gibi kadın var, at gibi kadını sevmek var şu tatlı kısa hayatta.

(ünlü dune duası korkularımızla yüzleşmemizi söylüyor, ben de yüzleşiyorum gitmeden: yüce rabbim bloga ayaklarımın ya da ayakkabılarımın resimlerini koyacak bir state-of-mind'dan beni uzak tut, amen.)

öz



















iyi ki doğdun!

Perşembe, Nisan 24

la-la land

meşgul olunca bir şey yazılmıyormuş. ya da mutlu olunca. vizemizi de aldık mı ptesi, geriye burdan gitmek kalıyor.

Cumartesi, Nisan 19

bence sawyer

kekeliyorum. pardon, siz gerçek misiniz?